Son zamanlarda kiminle konuşsam mutsuz ve umutsuz dünyaya ve geleceğine dair. Her şeyden rahatsız, her şeyden şikayetçi. Tabi bu kapsama ben de dahilim. Belki siz de. Eskiden olduğumuz bize hasret, herhangi bir şey yapmaya isteksiz… Sadece o meşhur sözdeki gibi anda kalarak yaşıyoruz. Tabi bu an’lar bizden habersiz, hızlıca bitmesi istenerek geçen zamanlardan oluşan kısa bir süreci ifade ediyor artık bizler için.  Anın tadını çıkarmaktan çok da bahsedemeyiz yani.

0 istekle hayata tutunmaya çalışan bu genç nüfusun, gelecekte bizi beslemelerini beklemek çok da anlamlı gelmiyor olması lazım. Muhtemel kalan enkazın altında debelenirken, o enkazın nasıl düzeleceğini bilemeden ancak öğrenilerek geçilebilir belki o süreç. Öğrenmek de miras aslında. Öğrenme, eğitim bunların da içerikleri sorgulanmalı elbette. Doğru şekilde öğrenemezse bu genç nesil, nasıl bir enkazı toplayabilir?

Bir kurtlar sofrasında oturmuş birbirimizi yemek için bekliyor gibiyiz. Her şey artık bir rekabet. Birlikten kuvvet doğar gibi bir şey kalmamış artık. Çıkar amaçlı kullanılan bir söz öbeği sadece. Onu da sözde “kurumsal” olan firmalar kullanıyor, takım çalışmasını aşılayabilmek için çalışanlarına. Üniversiteler artık gelecek nesil yetiştirmiyor, yetiştiremiyor. Okunmak için okunan bir okul artık oraları. Sonunda bir sürü kurt sofrasına bırakılacak gençler yetiştiriliyor. Ne yapacağını bilemeyen, sorsan okuduğu mesleğin ne yaptığını bile açıklayamayan bu gençler yenilen değil, yiyecek olan kurt olmak için çabalamaya başlıyor. Tüm hırs orada başlıyor zaten. O da ülkesine, kendisine ve geleceğine bir şeyler katmış olmak için değil, nasıl başkasının üstüne basarak kendisini restoranın sandalyesine atabilirim hırsı. Yanındakiler, altında kalanlar önemli değil. Onlar da basabilselermiş üstüne sonuçta, değil mi?

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte teknolojiyi elinde tutabilen ülkeler, tutamayan ülkeleri kendi çemberine çekmeyi başardı. Yeni uygulamaları geliştirip sunabilen bu ülkeler, yeterli seviyede olamayan ve buna muhtaç durumda kalan ülkelere satarak para kazandı ve kazanmaya da devam ediyor. Satın alan ülkeler tüketimi normal kabul edip tüketmeye devam ederken, üreten ülkeler de kazanmaya devam ediyor. Bugünün geleceği olan genç nüfusa baktığımızda ise bu tüketim alışkanlığı hızla yayılıyor. Üretim için çabalayan, üretimin gücünü göstermek için uğraşan insanların takipçi sayısıyla, yoğun tüketimi destekleyen ve bunlar için her gün bir hikaye atan insanların takipçi sayısını karşılaştırdığımızda gerçeği çok da araştırmadan görebiliyoruz.

Çok kısa sürede hayatımıza kolay para diye bir şey girdi. Bu kolay para da herkesin ilgi odağı olmuş durumda. Kolay para ile oluşan meslekler de genç nüfusun göz bebeği. Elbette orası da kendi kurtlar sofrasını yarattı. Bu sektöre her adım atanın kolay paradan alabileceği pay belli. Oraya da sağlam girmek lazım ki hayatımızı ikame ettirebileceğimiz parayı kazanalım. Nitekim hala daha zor paraya göre cazibesini koruyor, gençler için bir numarada.

Zor parada savaşmak zorunda kalan gençlerimiz de var. Onların umudu iyice körelmiş. Yazımın başında bahsettiğim kişiler onlar esasında. Bir mesleğe tutunabildiğine sevinip, oradaki her şartı kabul ediyor ki umutsuzluğunun başında da ona uymayan şartlar geliyor zaten. Her şeye rağmen umudunu kaybetmeyip değiştirebileceğine inanıp çalışan da var. Artık orasının kendi konfor alanı olduğunu kabul edip, değişim için cesaret edebilenler de. Ya da her şeyden vazgeçip gencecik yaşında intihar edenleri de duyuyoruz ne yazık ki. Bunların hepsi aynı çatı altında yaşanıyor maalesef.

Hala geç değil elbette. Tüm bunları tam tersine çevirebilmek için de değişim şart. Her değişen yanındaki bir kişiyi değiştirebilirse zaten kendi adına bir şeyleri başarmış olur. Değiştiremiyorsa da öğrenmeli, nasıl yapabileceğini öğretmeli. Hiçbir şey yapamıyorsa elinden tutmalı, yanında durduğunu hissettirmeli. Cesaretini kaybetmemiş gençlerin en büyük ihtiyacı bu. Sevdiklerinin yanında olduğunu, her ne olursa olsun da yanında olacağını bilmek. Toplumda en büyük yanlışımız da bu bence. Marifetmiş gibi başkasının cesaretini kırmak. Sen yapamıyorsan suçlusu sensin. Başkası cesaret ediyorsa onun önündeki engellerden biri olma. Rüzgarı ol, yön de vermek zorunda değilsin. Sadece arkasındaki itici güç ol, yeterli.

Kim seni bütünüyle, koşulsuzca kabul ederse değişmeye başlarsın. Onun kabulü sana böyle bir cesaret verir. Olduğun gibi kabul edilmen seni bütünleştirir, seni kendine güvenli kılar, seni kendin gibi hissettirir. O zaman beklentileri yerine getirmene gerek yoktur, sen olabilirsin. Bu yüzden sevgi bu kadar besleyicidir.

OSHO

Sevgili okuyucu,

Yarın yeni bir gün. Her şeye rağmen. Değişim her yaşta, her dakika ve her saniye olabilir. Kimse yanında olmasa da ben yanındayım. Çok zor geliyor, farkındayım. Anlam katan şey de işte o zorluk. Zorluğu da hep birlikte aşacağız, önümüze çıkan engellere rağmen. Rağmenler hep olacak. Gerçek bizi oluşturacaksa olmalı da zaten.

Yarınki sana sevgilerimle…

Posted by:neslihansezer

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s