Zihnimden Notlar 3 – Düşünce Enkazı

İnsan, düşüncelerinden kaçmak isteyince saçma sapan işleri yaparken buluyor kendini. Bir bakıvermişsin televizyonun başında, normalde hiç izlemeyeceğin bir film, dizi ya da bir Show programı bulmuş seyredivereyim demişsin. Ya da belki de hiçbiri. Zap yapmak eylemini gerçekleştiriyorsun baş parmağının isyan etmesine neden olacak kadar. Belki de müziğe verdin kendini ama bu müziğin klibinde oyalanıyorsun sözlerden kaçarcasına. Hem sözlerden hem de düşüncelerden.

Böyle zamanlarda çok küçük bir süre bu anı düşündüğümde, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın mısraları yankılanır beynimde.

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında.

Yekpare, geniş bir anın

Parçalanmaz akışında.

Ne şu andayız ne de şu anda olmadığımızı inkar edebiliriz böyle anlarda. Enerjimiz, o anki kaçışın nefeslenmek için saklanacak bir yer bulmasına harcanıyor ve biz de buna “çok yorgunum” etiketini yerleştiriyoruz. Bir de bakmışız ki o etiket bizim bahanemiz oluvermiş, o kadar sık kullanıyoruz ki dışarı çıkarken şu anki koşullarda yanımıza aldığımız yedek maskeler gibi cebimize dolduruyoruz. Çünkü ne zaman lazım olacağı belli olmaz.

Fakat öyle bir kaçış ki bu, sonu yok. Ve her kaçışta kovalayan düşüncelerin ağırlığı artıyor sanki. Birikiyor birikiyor ve bir köşede sıkıştırıveriyor bizi. O zaman da hangisinden başlayacağımızı bilemediğimiz için ayrı bir çıkmaz sokak bölümü oluşturmak için yoğunlaşıyoruz. Bambaşka bir stres birikiyor içimizde. Düşünceler boğmaya başlıyor. Al bakalım, yeni bir anksiyeteye davetiye çıkardık şimdi de. Yeterince savaşmıyormuşuz gibi bir savaşı da kendi kendimize açtık ve belki de en öldürücü darbeyi bu hamleyle yapmış olduk.

Öyleyse ne yapmalı?

Bilmiyorum. Çözebilmiş değilim. Belki kaçışa ihtiyacımız vardır, kim bilir? Ama kaçış dediğin bir olur, iki olur. Üçüncü sıkıntı. O sınırı koruyabilmek lazım ki yeni duvarlar örülmesin karşımıza. Çünkü duvarları aşayım derken yenisine derman kalmıyor. O zaman da gelsin bakalım depresyon. Çözülmesi güç, kaçışı zor, enkazı büyük. Ne demiş Duman abimiz? Yaralar derin, seneler kadar.

Sene çok uzun. Seneler kadar da ertelemeyelim şu düşünceleri. Kaç, kaç. Nereye kadar? Bir yerde de yüzleşebilmen lazım değil mi? Ne cesaret. Ama ne de büyük bir özgürlük var işin sonunda! Kendi kendinle kavgalar et ama yine de sonlandırabildiğin düşünceler kadar özgürlüğün var kendinde. O düşünceyle kavga et ve sonuçlandır.

İçinde tuttukların seni kısıtlar. O zaman nasıl özgür olabilirsin ki? Kendi içinin tutsağısın çünkü. Dilin ve gönlün seni özgür olarak tanımlasa ne çıkar? Beyin biliyorken gerçeği. Ne kadar saklayabilirsin kendinden?

Şimdi neden yazıyorum?

Yazıyorum çünkü düşüncelerimi özgürleştirmek istiyorum. Bir somutluğa ulaşsınlar istiyorum. Çünkü o duvarın yükü altında eziliyorum. Somutlaşsın ki, neyi düşünebileceğime karar vereyim. İçerisi zaten bulanık, daha da bulandırmaya gerek yok. Ona düşünme alanı yaratmaya çalışıyorum. Duvar haline ulaşması benim suçum ama şu an bunu düşünecek zamanım yok. İleride yine yapacağım biliyorum. Ertelenmesi en kolay işlerden biri değil mi sonuçta? İlerisi mühim değil. Onu ileride düşünürüz deyip anın içinden sıyrılıveriyorum. Ve sonunda, bu ertelemeden geriye bir düşünce enkazı kaldığında düşünce manyağı olmamak için yazıyorum.

Az da olsa rahatlıyorum. Onları kafamdan boşaltıyorum çünkü. Yerine çözülecek başka bir şeyi düşünerek vaktimi harcıyorum. Geri kalan kaydedildi nasıl olsa. Artık istediğim zaman onu da düşünebilirim.

Düşünenlere, biriktirenlere, savaşanlara…

Sevgilerimle…

Published by

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s